17 Eylül 2026

KESK 3. KADIN KURULTAYI SONUÇ BİLDİRGESİ

3. Kadın Kurultayımız, “Mirasımız Direniş, Sözümüz Mücadele” şiarıyla; Türkiye’de otoriterleşmenin kurumsallaştığı, hukukun askıya alındığı, emekçilerin ve kadınların ekonomik, siyasal ve toplumsal haklarının çok yönlü saldırılarla karşı karşıya olduğu tarihsel bir eşikte, 4-5-6 Eylül 2026 tarihlerinde, Ankara’da, iş k…

KESK 3. KADIN KURULTAYI SONUÇ BİLDİRGESİ

3. Kadın Kurultayımız, “Mirasımız Direniş, Sözümüz Mücadele” şiarıyla; Türkiye’de otoriterleşmenin kurumsallaştığı, hukukun askıya alındığı, emekçilerin ve kadınların ekonomik, siyasal ve toplumsal haklarının çok yönlü saldırılarla karşı karşıya olduğu tarihsel bir eşikte, 4-5-6 Eylül 2026 tarihlerinde, Ankara’da, iş kollarımızın kadın MYK’ları ve delegeleri, Merkez Düzenleme Kurulu ve Danışma Kurulumuzun üyelerinden oluşan 272 delegenin katılımıyla gerçekleştirilmiştir.

Kurultayımız; açılış konuşmaları, uluslararası ve Türkiye’deki emek örgütlerinin, siyasi partilerin, kadın örgütlerinin temsilcilerinin dayanışma, dostluk, mücadele duygularının paylaşımı ve uluslararası emek örgütlerinin deneyim aktarımı ile başlamıştır. Program akışı doğrultusunda ilk gün öğleden sonraki oturumlardan itibaren delegasyonun katılımıyla atölye çalışmaları yapılmış, atölye raporları kurultay bileşenleri ile tartışılmış ve sunulan önergelerle kadınların emeğine, bedenine, yaşamına, örgütlenmesine ve mücadelesine ilişkin değerlendirmelerde bulunulmuştur.

Üç gün boyunca yürüttüğümüz çalışmalarda, kadınların toplumsal yaşamda, çalışma hayatında ve sendikal mücadelede güçlenmelerini; kendi söz ve kararlarıyla mücadelenin öznesi olmalarını esas alan mücadele başlıkları ele alınmıştır. Kurultayımızda yürütülen atölye çalışmalarında ortaya çıkan irade ile önümüzdeki dönem kadın mücadelemize yön verecek tespit ve öneriler, sonuç bildirgemizde aşağıdaki başlıklar altında yer almaktadır.

KADIN EMEĞİ

Kamusal hizmetlerin piyasalaştırılması ve güvencesiz istihdam biçimlerinin yaygınlaştırılması kadınların iş yükünü, yoksulluğunu ve eşitsizliği derinleştirmektedir. Bu dönüşümün beraberinde getirdiği güvencesizleşme ve artan iş yükü, farklı iş kollarında çalışan kadınların bedenini, sağlığını, mesleki geleceğini ve dinlenme hakkını doğrudan tahrip etmektedir. Ağır çalışma koşulları ile ev içi bakım sorumluluklarının birleşmesi, kadınların kendilerine zaman ayıramamalarına, zaman yoksulluğuna neden olmaktadır. Özetle, bugün geldiğimiz yerde sistem yalnızca kadın emeğini sömürmekle kalmayıp, kadınların kolektif mücadeleye katılacak ve örgütlenecek zamanlarını da tüketmektedir.

Kurultayımız atölye çalışmalarında açığa çıkan bu tespitleri dikkate alarak, asli ve sürekli kamu hizmetlerinin kadrolu ve güvenceli kamu emekçileri eliyle yürütülmesi, taşeron ve benzeri güvencesiz istihdam biçimlerine son verilmesi, eşit işe eşit ücret ve sosyal güvence sağlanması konusunda çalışmalar yürütmenin önemli olduğunun bir kez daha altını çizmektedir.

Kadınların çalışma yaşamındaki konumunu ve sendikal yaşama katılımını doğrudan etkileyen temel toplumsal eşitsizlik alanlarından bir diğeri de bakım emeğidir. Bu nedenle bakım emeği konusu çalışma yaşamının ve sosyal hakların temel meselelerinden biridir. Bakım emeğinin kadına yüklenmesi kadınların sendikal yaşama katılımını da sınırlamaktadır. Bu tespitler sendikanın bakım alanına yaklaşımının kadınların sendikal faaliyetlere katılımını kolaylaştırmayı esas almakla birlikte bakım emeğinin toplumsal olarak adil biçimde paylaşılmasına, kamusal bakım hizmetlerinin güçlendirilmesine, bakım verenlerin ve bakıma ihtiyaç duyanların haklarının güvence altına alınmasına dayanmasının önemine işaret etmektedir.  

Dolayısıyla, bakımın kadınların ve ailelerin özel sorumluluğu olmaktan çıkarılması; çocuk, yaşlı, hasta ve engelli bakımının ücretsiz, nitelikli, anadilinde, erişilebilir ve yaygın bir kamusal hak olarak örgütlenmesi; vardiyalı ve gece çalışanların ihtiyaçlarını da karşılayacak 7/24 kreş ve bakım hizmetlerinin oluşturulması mücadelesi sürdürülmelidir. Bu kapsamda KESK, kadınları bakım sorumluluğuna mahkûm eden esnek ve yarı zamanlı çalışma politikalarına karşı güvenceli çalışma hakkını savunmaya devam edecektir.

Kadın meclisleri/komisyonlarının güçlendirilmesi kadınların iş yerlerinde ve sendikalarda gerçekten söz ve karar sahibi olmasını sağlamaktadır. Ancak, bu birimlerin işleyebilmesi ve sendikal faaliyetlere katılımın artırılması için, konfederasyonumuz ve işkollarındaki toplantı ve faaliyetlerin kadınların bakım yükü ve zaman yoksulluğunu gözetecek ve kadınların katılımını artıracak biçimde planlanması oldukça önemlidir. Bu nedenle Kurultayımız, konfederasyonumuz ve işkollarımıza etkinlik ve toplantı planlamalarını bu çerçevede gözden geçirmesini önermektedir.

Parçalı istihdam, güvencesizliğin yaygınlaşması, performans sisteminin yaygınlaşması, çoğunlukla güvencesiz olarak istihdamda yer bulan kadınların örgütlenme ve dolayısıyla mücadele olanaklarını sınırlandırmaktadır. Bu nedenle fiili mücadele için örgütlenme çalışmaları güvencesiz çalışan kadınları kapsayacak şekilde yürütülmelidir. İşyerlerinde örgütlenme hakkından faydalanamayan çalışanları da kapsayacak şekilde mobbing, taciz, şiddet ve ayrımcılığa karşı bağımsız ve etkili kurulların oluşturulması ve ILO 190 şiddet ve taciz sözleşmesine taraf olunması mücadelesi yürütülecektir.

Güvencesizliği derinleştiren bir diğer etken de sendikal hak ihlalleridir. KHK’lerle ihraç edilen kadın kamu emekçilerinin tüm mali, sosyal ve özlük haklarıyla görevlerine iade edilmesi talebinin yükseltilmesi bu bağlamda oldukça önemlidir. Bu mücadelenin kazanıma dönüşmesi sürecinde KHK’lilerin hak kayıplarının giderilmesi talebi gündemde tutulmalı ve ekonomik-sosyal ve örgütsel ihtiyaçlarını gözeten dayanışma mekanizmalarının sürekliliği sağlanmalıdır. Bu nedenle KHK’li kadınlar ile dayanışma güçlendirilecek, deneyimlerinin KESK’in mücadele hafızasının parçası haline getirilmesi için çalışmalar yürütülecektir.

Kamuda yaşanan neoliberal dönüşüm sadece kamu hizmetlerini etkilemekle kalmamakta, enerji ve madencilik başta olmak üzere üretim alanlarında da özelleştirme, güvencesizleştirme ve kâr odaklı politikalarla derinleşmektedir. Doğal kaynakların uluslararası şirketlerin ve sermayenin talanına açılması, yatırımların işçi sağlığı ve güvenliği ile kamusal yarar gözetilmeden yürütülmesi; emek sömürüsünü, güvencesizliği, iş cinayetlerini, ekolojik yıkımı ve topluma yüklenen ağır ekonomik maliyetleri beraberinde getirmektedir.

Bu tespitlerden hareketle, enerji ve madenler başta olmak üzere doğal varlıkların kamusal yarar temelinde korunması için; emeğin, yaşamın ve ekolojik dengenin sermayenin kâr politikalarına karşı savunulduğu bir mücadele hattı oluşturulacaktır. KESK, bu yıkım politikalarına karşı emek, ekoloji ve kamusal yararı birlikte savunan mücadelede aktif bir özne olarak yer alacak, ilgili toplumsal kesimler ve emek örgütleriyle dayanışmayı büyüterek özelleştirme, güvencesizleştirme ve doğa talanına karşı ortak mücadeleyi güçlendirecektir.

Tarım politikalarının mevsimlik tarım işçiliğini ortadan kaldırmayı hedefleyen kamusal bir anlayışla yeniden düzenlenmesi; bu gerçekleşinceye kadar sendikalaşmanın güçlendirilmesi, çocuk emeği sömürüsünün ortadan kaldırılması, barınma ve altyapı koşullarının iyileştirilmesi, kadınların ücretsiz, nitelikli, anadilinde sağlık hizmetine erişiminin sağlanması ve çocuklar için kreş ile sosyal yaşam alanlarının oluşturulmasını sağlamaya dönük bir mücadele gündemi oluşturulacaktır.

Yine bu bağlamda göçmen ve mülteci kadın emekçilerin yoğun sömürü koşullarına maruz bırakılması karşısında ortak tutum almak göçmen ve mülteci kadın emekçilerle dayanışma zeminini güçlendirecektir.

Daha eşitlikçi bir toplum ve kamu hizmeti için, kadınların eğitim ve sağlık başta olmak üzere kamusal hizmetlere anadilinde erişimi güvence altına alınmalıdır. Bu çerçevede konfederasyonumuzun, eğitimin herkes için eşit, parasız, laik, demokratik, bilimsel, anadilinde ve cinsiyet eşitlikçi biçimde örgütlenmesi için çalışmalarını sürdürüyor olması önemlidir.  

ATAERKİLLİK, MUHAFAZAKÂRLIK VE BEDEN POLİTİKALARI KAPSAMINDA KADINA YÖNELİK ŞİDDET

Kadına yönelik şiddet ataerkil toplumsal yapının ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ürettiği yapısal bir sorundur. Bu nedenle toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle mücadele yalnızca şiddet sonrasındaki müdahalelerle sınırlı kalmamalıdır. Şiddete karşı alınacak tutum, şiddeti üreten ekonomik, siyasal, kültürel ve örgütsel ilişkileri dönüştürmeyi hedeflemelidir.

Bu çerçevede İstanbul Sözleşmesi’nin tüm hükümlerinin yerine getirilmesi, 6284 sayılı Kanun’un tavizsiz uygulanması ve ILO’nun 190 Sayılı Sözleşmesi’nin onaylanarak uygulanması için sürdürülen mücadelenin yükseltilmesi gerekmektedir. KESK’in, şiddet ve istismar vakalarında cezasızlığa ve zorunlu arabuluculuğa son verilmesi; kadınların anadilinde adalete erişiminin güvence altına alınması, işler-etkili hukuki ve psikososyal destek mekanizmalarının oluşturulması için mücadelesi önemlidir ve sürdürülmelidir.

Kadınların bedenleri ve doğurganlıkları üzerinde söz ve karar sahibi olmaları temel bir haktır. Kürtaj hakkının güvenli ve ücretsiz olarak kamu hastanelerinde fiilen erişilebilir hale getirilmesi; HPV aşısının ulusal aşı programına alınması; gebelikten korunma yöntemlerinin ücretsiz sunulması ve cinsel sağlık ve üreme sağlığı hizmetlerinin kamusal bir hak olarak örgütlenmesi ve kadının özgür iradesi esas alınarak uygulanması bu anlamda oldukça önemlidir. İçinde bulunduğumuz dönemde iktidarın bu yöndeki saldırılarını artırdığı göz önünde bulundurularak kadın örgütleriyle birlikte, bu konuda bir mücadele programı oluşturulması hedeflemektedir.

KESK, kadınları “makbul kadın” ve “makbul aile” kalıplarına sıkıştıran politikalara karşı kadınları merkeze alan politikalar ile toplumsal yaşam alanları ve çalışma hakları savunusunu sürdürecektir. Diğer yandan LGBTİ+’ların yaşam, örgütlenme ve güvenceli çalışma hakları sendikal mücadelenin parçası olarak ele alınmalıdır. Bu hedefle KESK cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim nedeniyle ayrımcılıkla mücadeleye devam edecektir.

Kurultayımız laikliği kadınların eşit yurttaşlık, özgürlük ve kendi bedeni üzerinde karar almasının güvencelerinden biri olarak ele almakta; Medeni Kanun, nafaka hakkı, karma eğitim ve kadınların kazanılmış haklarının korunması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu nedenle ÇEDES ve benzeri uygulamalara son verilmesi ve yine bu bağlamda da eğitimin herkes için eşit, parasız, laik, demokratik, bilimsel, anadilinde ve cinsiyet eşitlikçi biçimde örgütlenmesi mücadelesi güçlendirilecektir.

SAVAŞ, MİLİTARİZM, MİLLİYETÇİLİK, IRKÇILIK VE BARIŞ MÜCADELESİ

Savaş, militarizm, milliyetçilik, ırkçılık ve özel savaş politikaları kadınların bedeni, emeği, kimliği, örgütlü mücadelesi üzerinde çok katmanlı eşitsizlik ve şiddet yaratmaktadır. Kadınların eşit ve özgür yaşam mücadelesi emek, demokrasi ve toplumsal adalet mücadelesinden ayrı düşünülemez.

KESK geçmişten bugüne savaşa ayrılan kaynakların eğitim, sağlık, bakım hizmetleri ve toplumsal refaha aktarılması gerektiğine dikkat çekmektedir ve güvenceli çalışma, ücrette eşitlik ve eşit sosyal güvenlik hakkını barış mücadelesinin maddi talepleri olarak ele almayı sürdürecektir.

Kadın Emeği başlığında da vurgulandığı gibi göçmen ve sığınmacı kadınların kayıt dışı ve düşük ücretli çalışma ve güvencesizliğin yanı sıra ırkçılık ve ayrımcılığa karşı sosyal haklara ve güvenceli istihdama erişimlerini sağlama mücadelesi yükseltilmeli; sendikal dayanışma göçmen kadın emekçileri kapsamalıdır. Kadınların öz örgütlülüğü güçlendirilmesi; savaşın, militarizmin, milliyetçiliğin, ırkçılığın ve özel savaş politikalarının kadınlar üzerindeki etkilerine karşı önleyici tedbirlerdendir. KESK sürdürdüğü emek, demokrasi ve barış mücadelesinde bu tespiti dikkate almayı sürdürecektir.

Kurultayımız süresince yürütülen atölye çalışmaları bir kez daha barışın yalnızca silahların susması olmadığını; kalıcı barışın eşitsizliklerin ve tahakküm ilişkilerinin dönüştürülmesini, demokratik katılımı, toplumsal eşitliği, hakikat ve adaleti gerektirdiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle kadınların barışın kurumsallaşması ve toplumsallaşması sürecinde söz ve kararlarıyla kurucu özneler olarak yer almasını sağlamaya dönük çalışmaların sürdürülmesi önemlidir.

Dolayısıyla KESK barışın toplumsallaşması için mücadelesinde kadınların deneyim ve tanıklıklarının görünür kılındığı hakikat ve hafıza çalışmalarının güçlendirilmesi, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün güvence altına alınması, sendikal mücadele üzerindeki kısıtlamaların ve kayyum ve benzeri gasp uygulamalarının sona ermesi taleplerini öne çıkararak demokratik siyaset alanının genişletilmesine dönük çalışmalar yürütmeye devam edecektir.

KADINLARIN SENDİKALARDA ÖRGÜTLENMESİ, SENDİKA İÇİ DEMOKRASİ VE SENDİKAL MÜCADELENİN GÜÇLENDİRİLMESİ

Diğer başlıklar altında ifade edildiği gibi kadınların sendikal örgütlenmesi yalnızca üyelik ve yönetimlerdeki temsil oranıyla değerlendirilemez. Kurultayımız süresince yürütülen atölyelerin hemen hepsinin sonuç raporları kadınların kendi taleplerini oluşturan, politika üreten ve karar süreçlerine katılan eşit özneler olması gerektiğinin altını çizmektedir. Dolayısıyla, sendika içi demokrasi iş yerlerinden başlayarak işletilmeli; KESK ve bağlı sendikaların sendikal karar süreçleri açık, katılımcı, izlenebilir ve hesap verebilir olmaya devam etmelidir.

İş yeri merkezli kadın örgütlenmesinin güçlendirilmesi; iş yeri temsilciliklerinde kadınların görev almasını destekleyen çalışma ve faaliyetlerin yürütülmesi, sendikal faaliyetlerin kadınların bakım yükü, çalışma koşulları, ulaşım ve erişilebilirlik ihtiyaçları gözetilerek düzenlenmesinin kadın mücadelesini güçlendireceği açıktır. Daha önceki başlıklarda ifade edildiği gibi katılımı artırmak için gerektiğinde çevrim içi ve hibrit katılım olanakları da kullanılacaktır. Bunun yanı sıra, kadınların sendikalar içerisindeki örgütlenme mekanizmalarını güçlendirmek amacıyla, var olan kadın meclislerinin/komisyonlarının daha etkili, katılımcı ve işlevsel hale getirilmesine yönelik çalışmalara ağırlık verilmesi önemlidir.

Erkek egemen sendikal kültür dilde, örgütsel işleyişte, hiyerarşide ve karar süreçlerinde yeniden üretilmektedir. Bu nedenle bütün sendikal yapıda toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde süren dönüşüme hız verilmelidir. Sendikalarda yürütülen toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimleri sürekli hale getirilmeli ve tüm sendikal eğitim programlarında yer almalıdır.

Kurultayımız kadınların politikalarının uygulama süreçlerinin yalnızca kadın sekreterliklerinin, kadın meclislerinin ya da kadın komisyonlarının sorumluluğu olmadığından; sendikanın bütün organlarının, yöneticilerinin, temsilcilerinin ve üyelerinin ortak sorumluluğu olduğundan hareketle ekonomi politikalarından toplu sözleşmeye, örgütlenmeden hukuk çalışmalarına ve sendikal eğitime kadar bütün alanlarda toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifinin esas alınması gerektiğinin altını çizer.

Atölyelerimizden çıkan sonuçlar genç kadınların sendikal örgütlenmeye katılımının düşük olduğunu ortaya koymaktadır. Genç kadınların sendikalara aktif katılımını artırma hedefine dönük çalışmaların yapılması gerekmektedir. Yapılacak çalışmalar ve planlamalarda genç kadınlar yalnızca sendikaya üye yapılacak ya da kendileri için politika üretilecek bir kesim olarak görülmemelidir. Bunlar dikkate alınarak sendikal yaklaşımın genç kadınları sendikal faaliyetin içeriğini ve biçimini belirleyen özneler olarak görmelerini sağlayacak politikalar oluşturulacaktır.

Eşit işe eşit ücret, güvenceli istihdam, kreş ve kamusal bakım, mobbinge karşı güvence ile şiddet ve tacizden arındırılmış çalışma yaşamı, kadın örgütlenmesinin ve toplu sözleşme süreçlerinin temel talepleri haline getirilmeye devam edilecektir.

SANAT, KÜLTÜR, EKOLOJİK ADALET, TÜRCÜLÜK VE AFETLER KARŞISINDA ÖRGÜTLÜ MÜCADELE

Sanat ve kültür kadın özgürleşme mücadelesinin dönüştürücü dinamiklerinden biridir. Bu tespitle Kurultayımız kadınların üretimin öznesi olmalarının, üretimlerini özgür ve güvenceli koşullarda gerçekleştirebilmelerinin mücadelesinin verilmesi gerektiğini vurgular.

Kültür-Sanat Sen ve KESK bünyesindeki sanat kurumlarıyla ortak çalışmalar geliştirilmelidir. Şube ve temsilciliklerde kadın kültür-sanat çalışmaları süreklileştirilmelidir. Kültür ve sanat emekçilerinin güvenceli istihdamının sağlanması, alanın özgün çalışma koşullarının toplu sözleşmelere taşınması; ifade özgürlüğü, sanatsal özerklik ve kültürel çoğulculuğun güvence altına alınması için çalışmalar yürütülecektir.

Kapitalist rant politikaları ve savaşın yarattığı ekolojik kriz yalnızca çevre sorunu değildir. Kadın emeğini, bakım yükünü, çalışma koşullarını, sağlığı, barınmayı ve kamusal hizmetleri etkileyen toplumsal bir sorundur. Kurultayımız, bu tespitle, ekolojik adaletin kadın özgürlüğü, emek, barış ve kamusal hizmet mücadelesiyle birlikte ele alınması gerektiği vurgulamaktadır. Suya, enerjiye ve sağlıklı gıdaya erişim temel hak olarak kabul edilmeli ve piyasa koşullarına terk edilmemelidir. Ekolojik yıkımın bedeli emekçilere ödetilmemelidir.

KESK, türcülük ve hayvanlara yönelik şiddet konusunda açık örgütsel tutum geliştirmeli; hayvanların toplatılması, kapatılması ve öldürülmesine dayalı politikalara karşı çıkarak bu doğrultudaki çalışmalarını sürdürmelidir.   

Afet politikalarının afet sonrasına değil risklerin önceden azaltılmasına dayanmasını sağlayacak bir mücadele hattı önceliğimizdir. Bu esasla yürütülen çalışmalarda kadınlar afet yönetiminin mağdurları değil, planlama ve karar süreçlerinin özneleri olarak yer alacaktır. Afet planlarının toplumsal cinsiyet eşitliği ve erişilebilirlik temelinde oluşturulması; güvenli barınma, sağlık, bakım, hijyen, ulaşım ve kamusal hizmetlerin güvence altına alınması, ekolojik yıkımlar ve doğa olaylarının afete dönüşmesini önleyici politikalar için mücadeleye devam edilecektir.

Son olarak; Kurultayımız kadınların emeği, bedeni, kimliği, doğası, kültürü, örgütlenme ve yaşam hakkı üzerinde kurulan her türlü eşitsizlik, şiddet ve tahakküme karşı mücadelenin birbirinden koparılamayacağını ortaya koymaktadır. Tüm bu alanlarda verilecek mücadele kadınların iş yerlerinden sendikalara, yerel yönetimlerden barış süreçlerine, kültür-sanattan ekoloji ve afet politikalarına kadar yaşamın bütün alanlarında eşit söz ve karar sahibi olduğu; güvenceli çalışma, nitelikli kamusal hizmet, eşitlik, özgürlük ve örgütlü kadın mücadelesini esas alan bir hatta güçlendirilmelidir.

“MİRASIMIZ DİRENİŞ, SÖZÜMÜZ MÜCADELE”

YAŞASIN KADINLARIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELESİ! 

YAŞASIN KESK!