10 Eylül 2026
Orta ve Uzun Vadeli Saldırı Programlarına Karşı Tüm Emekçileri, Ortak Mücadeleye Çağırıyoruz!
2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program (OVP) dört gün önce resmî gazetede yayımlandı. Üç yıllık dönemin ekonomik ve sosyal politikalarına yön verecek OVP, aynı zamanda bütçenin hazırlanmasında temel alınacak politika belgesi niteliğinde.
2027-2029 dönemini kapsayacak olan Orta Vadeli Program (OVP), 6 Eylül 2026 tarihinde açıklandı. OVP'ye ilişkin Konfederasyonumuz Merkezinde gerçekleştirilen basın açıklamasını KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz okudu.
Sizlerin de takip ettiği üzere 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program (OVP) dört gün önce resmî gazetede yayımlandı.
Üç yıllık dönemin ekonomik ve sosyal politikalarına yön verecek OVP, aynı zamanda bütçenin hazırlanmasında temel alınacak politika belgesi niteliğinde.
Biz KESK olarak her OVP ve bütçe döneminde aynı soruları soruyoruz:
Bu program kimin için hazırlanıyor? Kimin hakkı ve çıkarı korunuyor?
Nimet kime dağıtılıyor? Külfet kimin sırtına yükleniyor?
Çünkü emekçiler açısından mesele, OVP’de plaza dili ile kullanılan süslü ekonomik kavramlar değil; sofraya konulan ekmek, ödenen kira, alınan maaş ve geleceğe dair güvencedir.
Her şeyden önce bugünün Türkiye’sinde nüfusun ezici çoğunluğunu işçiler, emekliler, kamu emekçileri, ev-çocuk-yaşlı bakımı omuzlarına yıkılan kadınlar, küçük esnaflar, küçük üreticiler, çiftçiler oluşturmaktadır.
- TÜİK verilerine göre istihdamda olan yurttaşımızın sayısı 32,5 milyondur. 4 milyon kamu emekçisi olarak bu rakamın içinde bizler de varız.
- Yaklaşık 10 milyon insanımız kayıt dışı çalışıyor. Üstelik bunlara göçmen, sığınmacı pozisyonda olanlar dahil değil.
- 16 milyonu aşkın emeklimiz var.
- Bunların üzerine küçük esnafı, çiftçiyi, üreticiyi, istihdam rakamlarında bile yer bulamayan ev kadınlarını eklediğimizde toplumun en az %80’ini emeği ile alın teri ile geçinen kesimler ve onların aileleri oluşturuyor.
Kısacası bugün Türkiye’de her 5 kişiden 4’ü emekçi sınıfların bir parçasıdır.
Bu ezici çoğunluğun gelir, refah, yaşam koşullarını en kısa şekilde özetleyecek olursak:
- Sadece enflasyonda, faiz oranlarında, Özgürlük ve Refah sıralamasında ya da yolsuzluk sıralamasında değil, gelir adaletsizliğinde de dünyada ön sıralarda yer alan bir ülkede yaşıyoruz.
- Toplumun en zengin %20’si toplam gelirin yarısını alırken, kalan %80 diğer yarısını paylaşıyor.
- Kayıtlı her iki işçiden biri bugün itibari ile açlık sınırının en az 10 bin TL altında kalan asgari ücretle çalışıyor.
- Kayıt dışı çalışan 10 milyon insanımız başta sosyal güvenlik hakkı olmak üzere yasal haklarından mahrum bırakılıyor.
- Her dört emekliden biri bugün 23 bin 552 TL gibi bir sefalet aylığı ile yaşam savaşı verirken her 5 emekliden biri bu savaşı sürdürebilmek için 65 yaşından, 70 yaşından sonra yeniden çalışmak zorunda bırakılıyor.
- Kamu emekçileri olarak bizim ortalama maaşlarımız yoksulluk sınırının yarısı civarına kadar inmiş bulunuyor. Kira, ulaşım beslenme gibi en temel ihtiyaçlarımızı dahi karşılamakta zorlanıyoruz.
- Her gün ortalama 6 işçi, işçi cinayetleri, 5 kadın kadın cinayetleri ile yaşamdan koparılıyor.
Kısacası bugün Türkiye’de toplumun ezici çoğunluğunu oluşturan milyonlar; hayat pahalılığı, işsizlik, güvencesizlik başta olmak üzere onlarca sorunla boğuşmaya devam ediyor.
Peki bu ağır koşullarda OVP’de bu devasa kitleye, bizlere ne vaat ediliyor?
Daha fazla refah mı? Daha adil bir gelir dağılımı mı? Güvenceli çalışma mı? Enflasyonun düşürülmesi, hayat pahalılığına son verilmesi mi?
OVP aldığımız cevap aynen şöyledir.
- Fiyat istikrarının kalıcı olarak tesis edilmesi amacıyla enflasyon hedeflemesi uygulamasına devam edilecektir.
- Enflasyon beklentilerinin ara hedeflerle uyumlu olarak çıpalanmasını sağlamaya yönelik iletişim kanalları güçlendirilecektir.
Bu süslü cümlelerin tercümesi şudur. “Yıllardır enflasyonu düşüreceğimizi söylesek de her yeni OVP ile bir önceki enflasyon hedefini “güncelleme” kılıfı altında arttırdık. Buna aynen devam edeceğiz.
Nitekim enflasyon hedeflerine baktığımızda:
- Bir önceki OVP’de %16 olarak açıklanan 2026 enflasyon hedefinin %28,4’e
- Bir önceki OVP’de %9 olarak açıklanan 2027 enflasyon hedefinin yaklaşık 2,3 kat artırılarak %21’e,
- Bir önceki OVP’de %8 olan 2028 enflasyon hedefinin ise %13,5’a çıkarıldığını,
- Tek haneli enflasyon hedefinin %9 olarak 2029’a ertelendiğini görüyoruz.
Kısacası yıllardır aynı hikâyeyi dinliyoruz: Enflasyon düşecek deniliyor, hedefler yükseliyor.
Dolayısıyla başta konulan hedef ile gerçekleşen enflasyon arasındaki farkın bedelini kamu emekçileri, emekliler, işçiler, ücretliler ödemeye devam ediyor.
Milyonlarca kamu emekçisi ve emekli yıllardır oluşan kayıplarının telafi edilmesini ve insanca yaşamaya yetecek ücret talep ediyor.
İktidar OVP ile milyonların bu yakıcı beklentisine de aynen şöyle cevap veriyor.
- Bütüncül bir yaklaşımla geçmişe endeksli fiyatlama davranışının yerini enflasyon beklentilerine dayalı fiyatlamanın alması sağlanacak ve fiyat katılıklarının oluşması engellenerek enflasyondaki atalet kırılacaktır.
- Yönetilen yönlendirilen fiyatların enflasyon tahmin ve hedefleriyle uyumu artırılacaktır.
- Tarımsal ürünlerin alım fiyatları, kamu maliyesine etkileri, piyasa dinamikleri ve Program hedefleri dikkate alınarak geçmiş enflasyona endeksleme davranışının azaltılmasına yardımcı olacak şekilde belirlenecektir.
Değerli Basın Emekçileri, Tam da bu noktada “yönetilen, yönlendirilen fiyatlar” kavramının hükümetin doğrudan belirlediği ve/veya hükümetin onayı sonucunda belirlenen ücret, maaş ve aylıkları da içeren iktisadi bir kavram olduğunun altını çizmekte fayda görüyoruz.
Bunun anlamı açıktır.
Ücretler gerçekleşen enflasyona göre değil, önceden açıklanan ve daha sonra sürekli yenilenen hedeflere göre belirlenmektedir.
Bunun sonuçlarını özellikle son 3 yıldır zaten yaşadık.
· 2024 yılı yüzde 44,38 enflasyonla kapandı. Ama 2025 asgari ücreti yüzde 30 artırıldı.
· 2025 yılı yüzde 30,89 enflasyonla kapandı. 2026 asgari ücret artışı ise yüzde 27’de kaldı.
· Kamu emekçilerinin maaş artışlarında da benzer bir tablo ortaya çıktı. 2024-2026 yıllarını kapsayan OVP’de 2024 enflasyon hedefini %33, 2025 hedefini ise %16 olarak açıklamıştı.
Buna rağmen uyuşmazlıkla biten 7. Dönem “toplu sözleşmede” Hakem Kurulu kararıyla daha doğrusu dayatması ile maaşlarımız altışar aylık dilimler hallinde 2025 yılı için %15 + %10, 2026 yılı için ise %6 + %5 artırıldı. Böylece maaş artışlarımız ilk defa hedeflenen enflasyon oranlarının bile altında kaldı.
Yine 2026-2028 yıllarını kapsayan OVP’de enflasyon hedefi 2026 yılı için %16, 2027 için ise %9 olarak açıklandı. Yine Hakem Kurulu kararı ile biten 8. Dönem “toplu sözleşmede” maaşlarımızda altışar aylık dilimler hallinde 2026 yılı için %11 + %7, 2027 yılı için ise %5 + %4 artış yapıldı.
Buna rağmen iktidar bu OVP ile 2027 maaş-ücret-aylık artışlarında %21oranını temel alacağını ilan etmiştir. Bugün açlık sınırının en az 10 bin TL altında kalan asgari ücretliler başta olmak üzere tüm bordroluların önümüzdeki 4 ay içinde kaybı daha da artacaktır.
Rakamlar ortada. Maaşlarımız eriyor, hedefler yükseliyor.
Bu durumda asgari ücretin yaklaşık 6 bin TL bir artışla açlık sınırının yarısına, emekli aylıklarının açlık sınırının üçte birine, kamu emekçileri maaşlarının ise açlık sınırına yaklaşması kaçınılmazdır.
Değerli Basın Emekçileri
Bilindiği üzere Türkiye’nin en yakıcı sorunlarından biri de işsizlik ve güvencesizliktir.
TÜİK verilerine göre geniş tanımlı işsizlik oranı (âtıl işgücü oranı) %30,6’a çıkmıştır. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı %20,8 e ulaşmıştır. Buna göre yapılan araştırmalar geniş tanımlı işsiz sayısının 12 milyonu, zamana bağlı eksik istihdam edilenlerin sayısı ise 5 milyonu aştığını göstermektedir.
Tüm bunlara rağmen OVP’de başta gençler olmak üzere güvenceli, kadrolu istihdama ilişkin tek bir cümle bulunmamaktadır.
Bunun yerine istihdama ilişkin olarak:
- Yeni nesil çalışma modellerine ilişkin mevzuat düzenlemelerinin etkin uygulanması sağlanacak, mevzuat çalışmaları tamamlanarak güvenceli esneklik yaygınlaştırılacaktır.
Denilmektedir.
Böylece esnek-güvencesiz istihdamın yaygınlaştırılması, özellikle kadınların bu istihdamın dayanağı haline getirilmesi hedefi tekrarlanmaktadır.
Kısmi zamanlı, çağrı üzerine ya da proje bazlı çalışmanın önünün tamamen açılması, bunun için “pilot uygulamaların” hayata geçirilmesi hedeflenmektedir.
Tüm çalışanlara tam zamanlı-tam sigortalı ve insanca ücretli istihdam yerine, esnek zamanlı çalışma karşılığında yarım ücret-yarım sigorta dayatılmaktadır.
Değerli Basın Emekçileri
OVP’nin bir başka gerçeği de vergi politikalarında ortaya çıkmaktadır.
2027 yılı enflasyon hedefi yüzde 21 iken vergi gelirlerinde yüzde 36 artış, 2028 yılı enflasyon hedefi yüzde 13,5 iken vergi gelirlerinde yüzde 20,4 artış hedeflenmektedir.
Bu vergi yükünün kimlerin sırtına yükleneceğini tahmin etmek zor değildir.
Çünkü yıllardır olduğu gibi bu kez de vergi yükünün önemli bölümü ücretlilerin, kamu emekçilerinin ve halkın üzerine yıkılmaktadır.
Öte yandan bu OVP ile bizleri geçtik, çocuklarımız da bir kez daha açıkça hedefe konulmaktadır.
Bugünün Türkiye’sinde çocuk işçiliği MESEM gibi okullarda “staj ve işbaşı eğitimi programları” adı altında gittikçe yaygınlaştırılmıştır. MESEM ile çocuk işçi cinayetleri birlikte anılır hale gelmiştir.
Daha dün Hatay’ın Samandağ ilçesindeki bir oto tamir atölyesinde yaşanan patlamada 14 yaşındaki stajyer öğrenci Tunç Çam hayatını kaybetmiştir. KESK olarak buradan başta acılı ailesi olmak üzere Tunç Çam’ın tüm yakınlarına bir kez daha başsağlığı diliyoruz.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG Meclisi) verileri Tunç Çam ile bu yıl içinde iş cinayetlerinde kaybettiğimiz çocuk işçi sayısının 61’e ulaştığını göstermektedir.
Milli Eğitim Bakanı ise TBMM’ye sunulan bir soru önergesine, yaklaşık 1 ay önce verdiği cevapta; 2025 ve 2026 yıllarında mesleki eğitim merkezlerinde kayıtlı öğrencilerden 9 bin 950 öğrencinin iş kazası geçirdiğini, MESEM kapsamında iş kazası geçiren öğrencilerden 37’sinin hayatını kaybettiğini açıklamıştır.
Buna rağmen daha önceki OVP’de olduğu gibi bu OVP’de kelimesi kelimesine aynı cümleler kurulmaktadır.
- Çalışmanın fazileti ve üretmenin toplumsal değeri, örgün eğitim sürecinin başlangıcından itibaren müfredata yansıtılacaktır.
- Mesleki ve teknik eğitim müfredatı özel sektörle işbirliği içerisinde güncellenecek, staj ve işbaşı eğitimi programlarının yaygınlaştırmasını sağlayacak şekilde yönetim ve finansman konuları da dâhil olmak üzere özel sektör katılımı artırılacaktır.
Denilmektedir.
Böylece çocuk işçi cinayetleri, iş kazası vakaları görmezden gelinmektedir. Çocuk işçiliğinin eğitim politikaları aracılığıyla piyasanın ihtiyaçlarına göre daha da arttırılması hedeflenmektedir.
Değerli Basın Emekçileri
Tüm bunlar yetmezmiş gibi daha geçtiğimiz hafta Danıştay tarafından utanç verici bir karar onanmıştır.
Hatırlanacağı üzere her 5 çocuktan 1’inin okula aç gittiği bu ülkede velilerin, kadın örgütlerinin kampanyaları sonucunda 6 Şubat 2023 tarihinden itibaren okul öncesi eğitimdeki çocuklara bir öğün ücretsiz yemek uygulaması başlatılmıştı. Ancak söz konusu uygulama yalnızca bir yarıyı sürdürülmüş, 2023-2024 eğitim öğretim yılı başında önce deprem illeri dışında kalan illerde ardından deprem illerinde kaldırılmıştır. Danıştay 8. Dairesi Uygulamaya geri dönülmesi talebi ile açılan davada bu istemi reddetmiştir.
Üst mahkemeye yapılan başvuru geçtiğimiz hafta sonuçlanmıştır. Danıştay İdari Dava Daireler Kurulu, 8. Dairenin ret kararını “mali kaynaklar ve ihtiyaçlar arasında denge kurma zorunluluğunu" gerekçe göstererek onamıştır. Böylece adeta “çocukların açlık sorunu devletin önceliği değil" denilmiştir.
Değerli Basın Emekçileri, bu OVP ile mevcut iktidarın “önceliğinin” kimler olduğu bir kez daha teyit edilmiştir.
Öncelik bir kez daha toplumun, halkın ezici çoğunluğuna değil faizden, ranttan, özelleştirme talanından, halkın cebinden karşılanan hazine garantilerinden beslenenlere verilmiştir.
Nitekim 2022 yılında Gayri Safi Yurtiçi Hasılanın %2,2’ si faiz harcamalarına ayrılırken bu oran her geçen yıl daha da artmıştır.
Bu son OVP’ye göre 2027 yılında Gayri Safi Yurtiçi Hasılanın %3,7’sine denk gelen 4 bin 93 Milyar TL’nin faizden beslenen yabancı ve yerli sermayeye aktarılması hedeflenmektedir. Bu 2027 yılında toplanması hedeflenen her 100 TL verginin 20,3 TL’sinin faize gitmesi demektir.
İktidarın önceliği kime verdiğini ispatlayan rakamlardan birisi de OVP’deki özelleştirme gelirleri kalemidir.
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı verilerine göre 1986 yılından itibaren başlanan özelleştirme uygulamasında elde edilen gelirlerin %90’nı AKP iktidarı döneminde elde edilmiştir.
Halkın birikimlerinin ürünü olan KİT’ler, fabrikalar, tesisler “özelleştirme “adı altında birkaç yıllık karları tutarında, hatta bazen sadece arazilerinin karşılığına bile denk gelmeyen tutarlarda “babalar gibi” parsel parsel sermayeye peşkeş çekilmiştir.
Özelleştirmeler dolayısıyla özelleştirme gelirleri özellikle son 5 yılda katlanarak artmıştır. OVP ve bütçelere göre 2022 yılında 6 Milyar TL olan özelleştirme geliri 2025 yılında 21 Milyar TL’ye çıkmıştır.
2025-2027 yıllarını kapsayan OVP’de 2026 yılı özelleştirme hedefi 30 milyar TL olarak belirlenmiştir. Ancak 2026-2028 yıllarını kapsayan OVP’de bu hedef 6 kattan fazla arttırılarak 185 Milyar TL’ye çıkarılmıştır.
Hatırlanacağı üzere daha o zaman 2 devlet köprüsünün ve 8 otoyolun özelleştirmesi iddiaları ciddi bir şekilde gündeme gelmişti. İktidar ise bu iddiaları yalanlamıştı. Ancak aynı iktidar 5 gün önce Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinin ve ikisi çevre otoyolu olmak üzre 8 otoyolun özelleştirme programına alındığı ilan etmiştir.
Hazine ve Maliye Bakanlığı yaptığı açıklamada bunun “satış” değil, 30 yıllığına “işletme hakkı transferi” olduğunu ve mülkiyetin devlette kalacağını savunsa da gerçekler ortadadır. Bunun adı ne olursa olsun, sonuç kamu kaynağının sermayeye, özel çıkarlara aktarılmasıdır.
Nitekim Karayolları Genel Müdürlüğü’nün 2026 Kurumsal Mali Durum ve Beklentiler Raporu adeta altın yumurtalayan bir tavuğun göz göre göre katledildiğini göstermektedir.
Bakım ve diğer giderleri düşüldükten sonra 2025 yılında 500 milyon dolar net gelir elde edilen köprü ve otoyollar sermayeye yok pahasına teslim edilmiştir.
Yapılan hesaplamalar söz konusu köprü ve otoyollara “işletme hakkı transferi” adı altında çökenlerin 30 yılda güncel kurla 871 milyar 920 milyon TL kazanç elde edeceği göstermektedir.
Özelleştirme talanı bununla da sınırlı kalmamıştır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) tarafından yürütülen ihale kapsamındaki satışlar 3 gün önce tamamlanmıştır. 1 hafta süren ihale sürecinde toplam 46 ilde, 29 bin 218 hektarlık, yani yaklaşık 40 bin futbol sahası kadar ormanlık ve tarımsal alan özel maden şirketlerine satılmıştır.
OVP’ye göre iktidar; 2027’de 183 Milyar TL, 2028’de ise 163,5 Milyar TL özelleştirme geliri elde etmeyi hedeflemektedir. Yani hepimizin ortak varlıklarının; saray iktidarının artan harcamalarını karşılamak, bütçe açığını kapatarak günü kurtarmak ve önümüzdeki yıl belli kesimlere “seçim yatırımı” olarak dağıtılmak üzere sermayeye peşkeş çekilmesine devam edilecektir.
Değerli Basın Emekçileri, OVP hakkında söylenecek elbette ki daha fazla söz vardır. Ancak buraya kadar anlattıklarımızın; bu OVP’de külfetin kimlere yıkıldığını, kimlerin nemalandığını göstermeye yettiğini düşünüyoruz.
Bir kez daha altını çiziyoruz. Bu iktidarın orta vadeli programı da uzun vadeli programı da emek düşmanı, sermaye dostudur.
Nitekim yıllardır emekçiler, çalışanlar olarak bizlerin gelirleri küçülürken büyüyen sermaye, patronlar, yandaşlar oldu.
Yoksullaştırma politikalarına rıza üretmemiz için dayatılan antidemokratik uygulamalara her gün bir yenisi eklemeye devam ettiler. Bizleri iktidarlarına biat eden modern kölelere dönüştürmek için ellerinden geleni yapmaya devam ettiler. Bu OVP yılladır bizleri, emeği hedef alan saldırıların son halkasıdır.
Bu OVP ile işçiler, emekçiler açısından önümüzdeki 3 yılın değil, 200 yıl geride kalan kölelik koşullarının hayata geçirilmesi hedeflenmektedir.
Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan bellidir. Bu OVP aynı zamanda yeni bir sosyal yıkım bütçesi ile karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir.
KESK olarak bu yıkım bütçesini kabul etmeyeceğimizi tüm kamuoyuna buradan ilan ediyoruz.
Sözlerimizi tamamlarken “bu düzene itirazım var” diyen tüm emekçilere, vatandaşlara sesleniyoruz. Tek önceliği sermayenin, patronların çıkarları olanların topyekûn bir saldırısı ile karşı karşıyayız.
Gün; beyaz yakalı-mavi yakalı diye bölünme günü değildir.
Gün; şu meslekten bu meslekten, kadrolu-sözleşmeli-ücretli diye bölünme günü değildir.
Gün, sendikalı-sendikasız veya şu sendikanın üyesi, bu sendikanın üyesi diye bölünme günü değildir.
Gün birleşme günüdür. Birlikte mücadele günüdür.
Gelin; insanca yaşamaya yetecek bir ücret, adil bir vergi sistemi, halk için, emek için bütçe, güvenceli iş, güvenli gelecek için omuz omuza verelim.
Baskılara, emeğimizin ve irademizin değersizleştirilmesine dur diyelim.
Yürütme Kurulu