14 Ağustos 2026

BARIŞ EMEKÇİLERİN ORTAK MÜCADELESİ İLE GELECEK!

Çerçeve Yasaya ilişkin Konfederasyonumuzun görüş ve değerlendirmeleri.

BARIŞ EMEKÇİLERİN ORTAK MÜCADELESİ İLE GELECEK!

TBMM Genel Kurulu, kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifini kabul etti. Çatışmasızlık ve Kürt meselesinin çözümüne ilişkin ilk kez yasal bir düzenleme yapılmış olması, Türkiye’nin yakın siyasal tarihi bakımından kuşkusuz önemli bir gelişmedir.

On yıllardır süren çatışmalı ortamda yaşamını yitirenlerin, evlatlarını kaybeden ailelerin, yerinden edilenlerin, yaşamlarının önemli bir bölümünü cezaevlerinde ve sürgünde geçirenlerin, savaş politikalarının ekonomik ve toplumsal sonuçlarını taşıyan milyonların bulunduğu bir ülkede silahların susmasının önemi tartışmasızdır. Bu yasayla birlikte çatışmasızlığın yasal bir zemine kavuşturulmak istenmesi de bu açıdan önemlidir.

Ancak bu yasa Kürt sorununun çözüm yasası değildir. Hele ki Türkiye’nin demokratikleşme yasası hiç değildir.

 Her şeyden önce yasa, Kürt sorununun tarihsel, siyasal, toplumsal ve kültürel nedenlerine ilişkin bütünlüklü bir yaklaşım ortaya koymamaktadır. Yerel demokrasi, anadil hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğü ile örgütlenme özgürlüğü gibi temel başlıklarda kapsamlı bir düzenleme getirmemektedir.

Çerçeve Yasa, Türkiye’nin bugün yaşadığı ağır demokrasi ve hukuk sorunlarının çözümüne ilişkin bir güvence sunmamaktadır.

Siyasetçiler, gazeteciler, sendikacılar, öğrenciler ve hak savunucuları üzerindeki yargı baskısını ortadan kaldıracak herhangi bir demokratikleşme düzenlemesi bulunmamaktadır. Aynı şekilde KHK’lerle hukuksuz biçimde kamu görevinden çıkarılan binlerce kamu emekçisinin yaşadığı adaletsizlik de giderilmemektedir.

Ancak Çerçeve Yasa’da bu hayati konularda herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır.

Bütün bunlar olduğu yerde dururken, yalnızca çatışmanın bir boyutunu düzenleyen bir yasadan kendiliğinden bir “demokratikleşme” sonucu çıkarmak mümkün değildir. Kaldı ki yasa gerekçesinde de böyle bir iddia bulunmamaktadır.

 Çatışmalı Ortamın Emekçiler Açısından Karşılığı Kutuplaşma ve Örgütsüzlüktür

 Yıllardır çatışmalarda kaybettiklerimizin büyük çoğunluğunun yoksul emekçi halkların çocukları olduğuna dikkat çektik. Bu süreçte yoksul hanelere yeni acıların düşmüyor olması, emekçiler ve halklarımız açısından sürecin en önemli kazanımıdır.

Çatışmalı dönemler, benzer süreçlerin yaşandığı pek çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de toplumsal ayrışmayı ve kutuplaşmayı derinleştirmiştir. Aynı işyerinde, aynı koşullarda çalışan ve aynı sömürü düzeninin sonuçlarını yaşayan emekçilerin ortak hak ve çıkarları etrafında buluşması zorlaşmış; kutuplaştırıcı politikalar zemin bulmuş, sınıf dayanışmasını zayıflatmıştır. Sonuç olarak örgütsüz bırakılan emekçiler kaybetmiştir. Bugün asgari ücret yalnızca açlık sınırının altında kalmamış, milyonlarca çalışan için ortalama ücrete dönüşmüştür. Kamu emekçileri yoksulluk sınırının altında ücretlerle yaşamaya mahkûm edilirken, emekli aylıkları ortalama bir ev kirasını dahi karşılayamayacak düzeye gerilemiştir.

Elbette çatışmaların sona ermesiyle kendiliğinden demokrasi gelmeyeceği gibi emek sömürüsü de kendiliğinden sona ermeyecektir. Mevcut ekonomik ve siyasal düzen değişmediği sürece kapitalist sömürü çarkları işlemeye; işsizlik, güvencesizlik, kamudaki mülakat adaletsizliği, liyakatsizlik ve siyasi kadrolaşma devam edecektir.

 Ancak çatışmasızlık ortamı, emekçilerin ortak mücadele zeminlerini güçlendirebilecek önemli imkânlar yaratabilecektir. Kutuplaşmanın gerilemesi, emekçilerin ortak sorunlarını ve sınıfsal çıkarlarını daha görünür hale getirebilir; birlikte örgütlenmenin ve mücadele etmenin koşullarını güçlendirebilecektir.

 Yıllardır savaş ve güvenlik politikalarına ayrılan devasa kamu kaynaklarının toplum üzerinde yarattığı ekonomik yük de ortadadır. Elbette ki, silaha ve çatışmaya ayrılan kaynakların AKP iktidarı tarafından kendiliğinden eğitime, sağlığa, sosyal güvenliğe, istihdama ve nitelikli kamu hizmetlerine aktarılacağını düşünmek gerçekçi değildir.

Bu kaynakların sermayenin ihtiyaçlarına değil halkın ihtiyaçlarına, kamusal hizmetlere ve emekçilere ayrılmasını sağlayacak olan yine emekçilerin örgütlü ve kararlı mücadelesidir.

Bugünkü iktidarın demokrasi sicili ortadadır. Yargının siyasallaştırılmasından kayyım politikalarına, laik ve seküler yaşam tarzına yönelik müdahalelerden grev yasaklarına ve sendikal baskılara, KHK rejiminden düşünce, ifade, toplantı ve gösteri özgürlüğünün sınırlandırılmasına kadar uzanan antidemokratik uygulamalar önümüzde durmaktadır.

Bu nedenle iktidarın süreci kendi siyasal geleceğini güvence altına almak, toplumsal muhalefeti parçalamak, yeni ittifak dengeleri oluşturmak ya da mevcut rejimi tahkim etmek amacıyla kullanabileceğine ilişkin kaygılar anlaşılırdır.

 Ancak buradan çıkarılması gereken sonuç, barış ihtimaline sırt çevirmek değil, oluşabilecek zeminin emek ve demokrasi mücadelesini büyütme fırsatına dönüştürmektir.

 

Esas olan, barışı iktidarın tasarrufundan çıkarıp toplumun meselesi haline getirmek; barış mücadelesini demokrasi, emek, eşitlik ve özgürlük mücadelesiyle birlikte büyütmektir.

Konfederasyonumuz, TBMM’de süreç kapsamında oluşturulan komisyonun çalışmaları doğrultusunda tüm iş kollarımızdan ve örgütümüzün tabanından gelen görüş ve önerileri bir araya getirerek kapsamlı bir rapor hazırlamış ve kamuoyuyla paylaşmıştır. Kalıcı ve toplumsal bir barışın nasıl tesis edilebileceğine ilişkin eleştirilerimizi ve her biri hayati öneme sahip önerilerimizi içeren bu raporun temel yaklaşımının bugün de arkasındayız.

 Kayyım rejiminin sona erdirilmesi; AYM ve AİHM kararlarının eksiksiz uygulanması; düşünce, ifade, basın, toplantı, gösteri ve örgütlenme özgürlüklerinin güvence altına alınması; KHK’lerle ihraç edilen kamu emekçilerinin uğradığı hukuksuzlukların giderilmesi; demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması; eşit yurttaşlık ve yerel demokrasinin güçlendirilmesi; kadınların eşit ve özgür yaşamının güvence altına alınması; sendikal hak ve özgürlüklerin uluslararası normlara uygun hale getirilmesi başlıklarında düzenlemeler olmadan  emekçiler barışın gerçek kazanımlarını gündelik yaşamlarında hissedemeyeceklerdir.

 Bunu sağlayacak esas güç ise emekçiler, halklar, kadınlar ve ortak mücadelemizdir.

Emek, demokrasi ve barış mücadelemizi birlikte ve kararlılıkla sürdüreceğiz.

 

KESK YÜRÜTME KURULU