18 Mayıs 2026

SİCİL AFFI HEMEN ŞİMDİ!

Kamu emekçilerinin sicil dosyalarına işlenen disiplin cezalarının affına ilişkin son düzenleme 2006 yılında yapılmıştır. Siyasi iktidar, 5525 sayılı Kanun ile kendisinden önceki dönemlerde verilen disiplin cezalarını affetmiştir. Aradan geçen yaklaşık 20 yılda kamu personel rejimi defalarca yeniden şekillendirilmiş, di…

SİCİL AFFI HEMEN ŞİMDİ!

Görevde yükselme, derece ve kademe ilerlemesi gibi onlarca hak kaybına neden olan sicil affına ilişkin düzenleme yapılması için KESK Yürütme Kurulu Üyelerinin katılımıyla, KESK Merkezinde basın açıklaması gerçekleştirildi. KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz'ün okudu açıklama metni aşağıdadır.

Değerli Basın Emekçileri,

 

Kamu emekçilerinin sicil dosyalarına işlenen disiplin cezalarının affına ilişkin son düzenleme 2006 yılında yapılmıştır. Siyasi iktidar, 5525 sayılı Kanun ile kendisinden önceki dönemlerde verilen disiplin cezalarını affetmiştir.

 

Aradan geçen yaklaşık 20 yılda kamu personel rejimi defalarca yeniden şekillendirilmiş, disiplin hükümleri genişletilmiş; ancak kamu emekçilerinin yıllardır yaşadığı mağduriyetleri giderecek yeni bir sicil affı düzenlemesi hayata geçirilmemiştir.

 

Bugün gelinen noktada Türkiye’de kamu çalışanlarının neredeyse tamamının sicil dosyasında en az bir disiplin cezası bulunmaktadır. Çünkü artık en temel demokratik hakların kullanılması dahi soruşturma konusu yapılmaktadır. Basın açıklamasına katılmak, sendikal eylemlere destek vermek, iş bırakma kararı almak, sosyal medya paylaşımı yapmak, barış talebini dile getirmek ya da hukuksuzluklara itiraz etmek; adli ve idari soruşturmaların gerekçesi haline getirilmektedir.

 

Son yıllarda kamu emekçileri üzerinde kurulan baskı rejimiyle birlikte disiplin soruşturmaları olağan bir yönetim pratiğine dönüştürülmüştür. Kamu emekçileri yalnızca düşük ücretlerle, güvencesizlikle ve artan yoksullukla değil; aynı zamanda yıllardır sicillerinde taşımak zorunda bırakıldıkları cezaların yarattığı ağır sonuçlarla da karşı karşıyadır.

 

Özellikle sendikal faaliyetler nedeniyle verilen cezalar, kamu çalışanlarının iş yaşamı boyunca karşısına çıkarılan bir “cezalandırma dosyası”na dönüşmektedir. Oysa sendikal faaliyet anayasal bir haktır. Grev hakkı, iş bırakma eylemi, demokratik tepki ve örgütlenme özgürlüğü suç değildir.

 

Kamu emekçileri demokratik haklarını kullandıkları için soruşturulmakta, açığa alınmakta, ihraç edilmekte; adli ve idari davalarla karşı karşıya bırakılmaktadır. Son dönemde yaşanan çok sayıdaki örnek, bu baskı atmosferinin münferit değil sistematik olduğunu açık biçimde göstermektedir.

 

Mevcut siyasal atmosferde disiplin soruşturmaları, kamu hizmetinin gerekleri için değil; itiraz eden, hak arayan ve örgütlenen kamu emekçilerini baskı altına almak amacıyla kullanılmaktadır.

 

Sadece son birkaç haftada yaşanan birkaç hak ihlali örneği dahi durumun vahametini ortaya koymaktadır:

* Bursa’da Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’ne bağlı bir kurumda müdür yardımcısı olarak görev yapan, KESK’e bağlı sendikamız SES üyesi 30 yıllık kamu emekçisi Hasan Toprak; basın emekçisi olan kızının yaptığı haberin ardından, tetikçiliği ve “operasyon gazeteciliği” ile bilinen bir gazete tarafından hedef gösterilmiş, sonrasında kamu gücü devreye sokularak görevinden uzaklaştırılmıştır.

*  Aynı hafta içerisinde yine Bursa’da, Urfa Siverek ve Maraş’taki okul baskınlarının ardından Konfederasyonumuzun aldığı iki günlük iş bırakma kararı doğrultusunda eyleme katılan Bursa Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’nde görevli 4 KESK üyesi hakkında soruşturma açılmıştır.

*  Rojava’da IŞİD ve HTŞ mensuplarının katlettiği bir kadının saç örgüsüyle poz verilmesini protesto etmek amacıyla sembolik olarak kendi saç örgüsüyle paylaşım yapan çok sayıda KESK’e bağlı sendika üyesi hakkında soruşturma başlatılmıştır.

*  Eğitim Sen Şırnak Şubesi’nden 3 yönetici ile SES Şırnak Şubesi’nden 1 yönetici; sendikalarının aldığı karar doğrultusunda katıldıkları eylemler ve insani gerekçelerle katıldıkları bir taziye ziyareti gerekçe gösterilerek açığa alınmıştır. Yürütülen idari soruşturma kapsamında dört şube yöneticisi hakkında ihraç talebinde bulunulmaktadır.

*  6 Ekim 2015 tarihinde, 10 Ekim Barış Mitingi’ne katılım çağrısı kapsamında yapılan basın açıklamasına yönelik müdahale sırasında yaşanan arbede gerekçe gösterilerek Adana’da aralarında bağlı sendika üyelerimizin de bulunduğu 11 kişi hakkında 2911 sayılı Yasa’nın 32/1. maddesi kapsamında 1 yıl 6’şar ay hapis cezası verilmiştir. Ayrıca bu kişilerden 7’si hakkında, TCK’nin 265. maddesi kapsamında “görevi yaptırmamak için direnme” suçlamasıyla, plastik flama boruları “silah” sayılarak artırımlı şekilde toplam 3’er yıl hapis cezası verilmiş; Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) ve ceza erteleme talepleri reddedilmiştir.

 

Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak ITUC raporlarında Türkiye’nin sendikal hakların en kötü durumda olduğu 10 ülke arasında gösterilmesi bile tablonun ağırlığını ortaya koymaya yeterlidir.

 

Bugün liyakat ve sadakat, iktidara yakın olmak ya da onun politikalarını kayıtsız şartsız uygulamakla özdeş hale getirilmiştir.

 

İktidarın dönemsel siyasal ihtiyaçlarına göre şekillendirilen disiplin hükümleri; muğlak, keyfi ve yoruma açık biçimde uygulanmakta, kamu emekçileri sürekli bir cezalandırma tehdidi altında tutulmaktadır.

 

Sicile işlenen bu cezalar kamu emekçileri açısından yalnızca idari bir kayıt değil;

 

*  Görevde yükselme süreçlerinde engel oluşturmakta,

*  İdarecilik görevlerinin önünü kapatmakta,

*  Tayin, atama ve görevlendirmelerde ayrımcılığa yol açmakta,

*  Maddi hak kayıplarına neden olmakta,

*  Kamu emekçileri üzerinde sürekli bir baskı ve tehdit aracına dönüşmektedir.

 

Değerli Basın Emekçileri,

 

Gelinen aşamada bir sicil affı çıkarılması ve OHAL KHK’ları ile kamu görevinden çıkarılanlardan; haklarında herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma bulunmayan veya yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar lehlerine sonuçlanan kamu emekçilerinin görevlerine dönmesini sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılması artık zorunlu hale gelmiştir.

 

Sicil affı yalnızca KESK üyelerinin değil, bu ülkede görev yapan tüm kamu emekçilerinin ortak talebidir.

 

Kamu emekçileri cezalandırılmak değil, güvenceli çalışmak istemektedir.

Baskıyla değil hukukla yönetilen bir çalışma yaşamı istemektedir.

Soruşturma tehdidiyle değil, demokratik haklarla güvence altına alınmış bir kamu düzeni istemektedir.

 

Bu nedenle;

 

Cinsel saldırı, çocuk istismarı, kadınlara yönelik şiddet ve yüz kızartıcı suçlar kapsamındaki cezalar hariç olmak üzere; kamu çalışanlarına verilen disiplin cezalarının bütün sonuçlarıyla birlikte affedilmesini ve sicil dosyalarından silinmesini sağlayacak kapsamlı bir sicil affı düzenlemesi acilen hayata geçirilmelidir.

 

20 yıldır çıkarılmayan sicil affı artık bir talep değil, ertelenemez bir ihtiyaçtır.

 

Konfederasyonumuz bu ihtiyacı gören bir anlayışla konuyu uzun süredir gündemde tutmuş; imza kampanyası yürütmüş, Meclis’te grubu bulunan muhalefet partilerini ziyaret etmiş ve son olarak 7 Nisan 2026 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Vedat Işıkhan ile yaptığı görüşmede sicil affı talebini doğrudan iletmiştir.

 

TBMM, birikmiş sorunları çözmek ve kamu emekçileriyle yeni, demokratik bir ilişki kurmak için af çıkarma yetkisini vakit kaybetmeksizin kullanmalıdır.

 

Buradan bir kez daha TBMM’yi ve tüm siyasi partileri, kamu emekçilerinin ortak talebine kulak vermeye ve gerekli yasal düzenlemeleri gecikmeden hayata geçirmeye çağırıyoruz.

 

KESK olarak bu mücadelenin takipçisi olmaya devam edeceğiz.

 

Yürütme Kurulu