20 Nisan 2026
Sendikal Haklara Yönelik Saldırılara Bir An Önce Son Verilmeli, Yöneticilerimizin Ve Üyelerimizin Hakları İade Edilmeli Ve Hukukun Üstünlüğü İlkesine Dönülmelidir!
Sendikal Haklara Yönelik Saldırılara Bir An Önce Son Verilmeli, Yöneticilerimizin Ve Üyelerimizin Hakları İade Edilmeli Ve Hukukun Üstünlüğü İlkesine Dönülmelidir!
Sendikal haklara yönelik saldırılara bir an önce son verilmeli, yöneticilerimizin ve üyelerimizin hakları iade edilmeli ve hukukun üstünlüğü ilkesine dönülmelidir!
Yarın 14 yıldır süren bir davanın duruşması görülecek.
Tam 14 yıl önce, 13 Şubat 2012 sabahı, onlarca yılın emek ve sendikal mücadele deneyimiyle örgütlenen kadın mücadelesi hedef alındı. 15 kadın yöneticimiz bir şafak operasyonuyla sabahın erken saatlerinde evlerinden alındı. Sendika binalarımız basılarak arandı.
Konfederasyonumuzun kadın örgütlenmesine yön veren yöneticilerimiz, kadın sekreterlerimiz ve şube başkanlarımız dört gün gözaltında tutuldu. 17 Şubat 2012’de 9’u tutuklandı. Tutuklananlar arasında Konfederasyonumuzun Kadın Sekreteri, SES ve TÜM BEL-SEN Genel Merkez Kadın Sekreterlerinin ve işkollarımızın şube yöneticileri ve üyeleri bulunuyordu. Gözaltı gerekçesi 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü etkinlikleri, 8 Mart Kadınların Uluslararası Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü eylem ve etkinlikleri, Kürt sorununun demokratik çözümü talebiyle barış mücadelesini kadın mücadelesiyle birleştirme çabaları ve kadın emekçilerin karşı karşıya kaldığı eşitsizliğe dönük gerçekleştirilen eylem ve etkinliklere katılmış olmalarıydı.
Kadın üye ve yöneticilerimiz haklarında bir iddianame olmadan, neye istinaden alındıkları konusunda bilgilendirilmeden aylarca cezaevinde tutuldular. Gözaltının gerçekleştiği tarihten 5 ay sonra iddianame hazırlandı, 8 ay sonra, 4 Ekim 2012'de de ilk duruşma görüldü. Tutuklanan yöneticilerimizin 6’sı ilk duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı, 3’ü ise Aralık 2012'ye dek cezaevinde tutuldu. Bu süreç uluslararası sendikal hareket ve kadın hareketi tarafından takip edildi. Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC), Başbakanlığa birbiri ardına mektuplar yazarak sendikal tacizin son bulmasını, yargılama sürecinin adil yürütülmesini istedi.
İddianamesinin tamamı sendikal faaliyetlerin kriminalize edilmesinden oluşan ve 14 yıldır süren bir davadan bahsediyoruz. Tek başına bu uzun süreç dahi adil yargılanma hakkının ihlalidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin uzun yargılama süreçlerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olduğuna dair yüzlerce kararı bulunmaktadır. İddianame olmadan, delil olmadan, mahkemeye çıkarılmadan aylarca tutukluluk masumiyet karinesine aykırıdır. Yargının baskı, gözdağı aracı olarak kullanılması demokrasiyle, hukukla ve insan haklarıyla bağdaşmaz.
Kadın yöneticilerimize yöneltilen suçlamalara baktığımızda tablonun ne kadar vahim olduğunu görüyoruz. Dosyada delil olarak sunulanlar, mücadelemizin belgesi olan kitaplar, toplantı tutanakları ve sendika yazışmalardan oluşuyor. Bugün de benzerini gördüğümüz bu davalarda nereden temin edildiği belirsiz bilgisayar çıktıları, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nün gerçekleşmediğini teyit ettiği toplantılar ve uçak biletleri delil olarak sunuldu.
Öyle ki, daha sonra, 15 Temmuz darbe girişimiyle bağlantısı nedeniyle tutuklanan, ceza yiyen ve hala cezaevinde bulunan savcı bir emekçinin sendikal görevi nedeniyle Diyarbakır'a gitmiş olmasından "yasadışı toplantı" suçu çıkarmıştı.
Tüm bunlar yarın duruşması görülecek bu davanın, tıpkı halihazırda süren benzeri davalar gibi hukuki değil siyasi bir nitelik taşıdığının beyanıdır. Hakeza davaların bu denli uzaması da davaların siyasi olduğunu göstermektedir.
Birbiri ardına açılan davalarla tüm muhalefet kuşatma altına alınmaya çalışılmaktadır.
Yarın karar duruşması görülecek olan dava 2009'lardan itibaren konfederasyonumuzun yönetici ve üyelerine karşı birbiri ardına açılan davalardan biridir.
Birkaçını hatırlatacak olursak; 2013 yılının Şubat ayında 28 ilde 167 KESK yönetici ve üyesi gözaltına alınmış, Haziran 2012'de KESK Genel Başkanı dahil onlarca emekçi yeniden tutuklanmış, Mart 2012'de 4+4+4 eğitim yasasına karşı yapılan yürüyüşe katılan 502 kişi hakkında dava açılmıştır. Üyelerimiz, sendikacılar, yönetim kurullarında aldıkları kararlar, hayata geçirdikleri sendikal eylem ve etkinlikler nedeniyle yargılanıyor. Aldıkları biletler, gittikleri toplantılar, imzaladıkları bildiriler, attıkları sloganlar, taşıdıkları pankartlar yaptıkları açıklamalar suç sayılmaya devam ediyor.
Delil yetersizliğiyle sürüncemede bırakılan davaların büyük çoğunluğu tahliyeyle sonuçlandı. Ancak hepsinde üyelerimiz, yöneticilerimiz ilk duruşmaya kadar aylarca tutuklu kaldılar. Bu da iktidarın sendikal örgütlenmeyi, mücadeleyi engellemek ve baltalamak için yargıyı kullandığını gösteriyor.
En temel demokratik hakların kullanımı gözaltı ve tutuklama gerekçesine dönüştürülüyor.
Konfederasyonumuzu hedef alan tüm saldırılar örgütlülüğümüzü, bu saldırı ise özellikle kadın örgütlülüğünü hedef almaktadır.
Haksız ve hukuksuz bir şekilde yargılanan kadın arkadaşlarımızın ifadelerinde açıklamalarında dile getirdikleri gibi tutuklamalar siyaset alanında kadınların varlığını tehdit olarak gören eril iktidar anlayışın bir parçasıdır. Konfederasyonumuz kadın emekçilerin yönetimde güçlü biçimde yer aldığı, kadın sekreterliği ve kadın meclisi mekanizmalarının kurumlaştığı, kadın mücadelesini sendikal gündemin merkezine taşıyan bir yapıdır. İşte tam da bu nedenle hedef alınmaktadır.
Kadın yöneticilerimize yönelik gözaltı ve tutuklamalar; kadın örgütlülüğünü zayıflatmanın, kadınları kamusal alandan çekmenin ve tüm emekçilere gözdağı vermenin aracı olarak kullanılmaktadır.
Her yanda şiddet kol gezerken, gelecek herkes için belirsizleşmişken, günde en az üç kadın öldürülüyorken, şiddet adeta ödüllendirilmekte ve kadına yönelik şiddete dikkat çekenler, failler, failleri koruyanlar, sorumlular yargılansın, hesap versin diyenler yargılanmaktadır.
Uluslararası sendikal hareket de davayı ilk günden bu yana takip ediyor.
Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC), 2012'den bu yana defalarca Türk hükümetine sendikal hak ihlaline son vermesi konusunda çağrıda bulunmuştur. ITUC’un hak ihlalleri raporları KESK hakkında açılan davalara yer vermektedir. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) denetim organları, örgütlenme özgürlüğü ilkelerine aykırı bu uygulamalara defalarca dikkat çekmiş, uluslararası sendikacı heyetler duruşmaları takip etmiştir.
Yarın, uluslararası sendikal hareketin temsilcileri ile birlikte duruşmayı takip edeceğiz.
Sendikal faaliyetlerde bulunmak, hükümeti ve iktidarı eleştirmek, ifade özgürlüğü hakkından faydalanmak, toplantı ve gösteri özgürlüğünü kullanmak suç değildir. Suç olan bu hakların kullanımının engellenmesi, Bu hakları ihlal etmek suçtur.
Sendikalar iktidarın değil emekçilerin hak ve çıkarlarını savunmak zorundadır. İktidarın duymak istediklerini değil emekçilerin taleplerini söylemeli, seslendirmelidir.
Kuruluşumuzdan bu yana olduğu gibi bundan sonra da uluslararası sözleşmelerden, emekçilerin yüzyıllardır mücadele ederek ortaya çıkardığı değer ve kazanımlardan, anayasal ve yasal haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz.
KESK’li yönetici ve üyeler bireysel ikballeri için değil milyonlarca kamu emekçisinin ve emeklisinin geleceği için mücadele eder.
Yarın karar duruşması yapılacak arkadaşlarımız da sendikal haklarını kullanan, demokrasiye, barışa dayalı eşit ve özgür bir gelecek için mücadele eden arkadaşlarımızdır. Yargı kıskacı ve tehdidi daha fazla uzatılmadan haklarında derhal beraat kararı verilmeli, hakları iade edilmelidir.
Tüm muhalefete dönük yargı baskısı son bulana, siyasi tutuklular serbest bırakılana ve hukuka dönülene kadar mücadele etmeyi sürdüreceğiz.
YÜRÜTME KURULU