4 Şubat 2026
6 Şubat Deprem Basın Açıklaması: ASRIN FELAKETİ DEĞİL ASRIN İHMALİ!
6 Şubat depremleri anma basın açıklaması
6 Şubat 2023’te, merkez üsleri Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçeleri olan 7,8 ve 7,5 büyüklüğündeki depremler sonucunda on binlerce yurttaşımız yaşamını yitirmiş, yüz binlercesi yaralanmış, milyonlarca insanın hayatı kökten değişmiştir. 3. yıldönümünde depremlerde yaşamını yitirenleri saygıyla anıyor; rant düzenine, cezasızlığa ve kamusal hizmetlerin piyasaya terk edilmesine karşı mücadeleyi büyüteceğimizin, bu yıkımın bu denli ağır olmasına yol açanlardan mutlaka hesap soracağımızın sözünü yineliyoruz.
Bu ülkede depremlerde yaşamını yitiren yurttaşların sayısı hiçbir zaman eksiksiz ve şeffaf biçimde açıklanmadı. AFAD ve resmî açıklamalara göre ise aralarında çok sayıda sendikalarımızın şube yöneticileri, üyeleri ve yakınlarının da olduğu 53.537 kişi yaşamını yitirmiş, 107.213 kişi yaralanmıştır. Afet sonrası 2 milyondan fazla kişi barınma sorunu yaşarken, en az 5 milyon kişi farklı bölgelere göç etmek zorunda kalmıştır. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre ise depremler sonrasında 658 bin kişi geçim olanaklarını yitirmiştir.
Ancak bu rakamların gerçeğin yalnızca küçük bir bölümünü yansıttığını; Konfederasyonumuz ve bağlı sendikalarımızın deprem bölgesinde aylarca sürdürdüğü Kriz Koordinasyon Merkezleri çalışmalarından da biliyoruz.
Deprem doğal bir olay; yıkımın boyutu ise siyasal tercihlerin sonucudur.
Yıkımın gerçek boyutlarını bilmiyor olsak da bu yıkımın rant düzeninin, denetimsizliğin, ihmallerin ve cezasızlığın sonucu olduğunu biliyoruz.
Türkiye nüfusunun %75,8’i, yani neredeyse her dört kişiden üçü, aktif fay hatları üzerinde yaşamasına rağmen kentlerin merkezleri değiştirilmemiş; aynı fay hatları üzerinde, depreme dayanıklı olmayan yapılar her defasında yeniden inşa edilmiştir. Bu yaklaşım, benzer acıların tekrar tekrar yaşanmasına neden olmuştur.
Her büyük depremden sonra aynı senaryo sahneye konmuş; değişen yalnızca felaketin yeri olmuştur. Deprem bu ülkede sistemli biçimde “kader” ve “fıtrat” söylemleriyle geçiştirilmiştir. Gerçek sorumlular korunurken, açılan göstermelik davalarla suç birkaç müteahhide yıkılmıştır. İmar aflarıyla çürük yapılar yasallaştırılmış, kamu eliyle ölüm yeniden üretilmiştir.
21 yılda deprem vergisi adı altında toplanan 40 milyar doların nerelere harcandığı, kimlere aktarıldığı hala açıklanmamıştır. Bilim insanlarının uyarıları dikkate alınmamış, rant odaklı kentleşme teşvik edilmiştir. İmar aflarıyla çürük yapılar yasallaştırılmış, denetim mekanizmaları işlevsizleştirilmiştir. Afet yönetimi kamu yararı ve bilimsel esaslar temelinde değil, müteahhit düzeni üzerinden yürütülmüştür.
Deprem Değil; İhmal, Rant ve Cezasızlık Öldürüyor!
Depremler, özellikle AKP iktidarı döneminde kamusal hizmetlerin nasıl adım adım tasfiye edildiğini de acı biçimde gözler önüne sermiştir.
Bu politikaların sonucu depremde ilk çöken kurumlardan biri Kızılay olmuştur. Dönemin Kızılay başkanı, yüz binlerce insan donma ve açlık tehdidi altındayken depolardaki çadırları satmış; bu skandala ilişkin açılan dava ise cezasızlık politikalarıyla sürüncemede bırakılmıştır.
Aradan geçen üç yıl, depremi yaşayan milyonlar için acının ve yoksunluğun derinleştiği üç yıl olmuştur. Depremin üçüncü yılında şehirlerin ne kadar yaşanabilir hale getirildiği, göç etmek zorunda kalanların ne kadarının kentlerine dönebildiği bilinmemektedir.
Deprem bölgelerinde yüz binlerce yurttaş hâlâ güvencesiz koşullarda yaşamaktadır. “Geçici” denilen konteyner kentler kalıcı hale gelmiş, bu alanlar insan onuruna aykırı yaşam koşullarıyla adeta toplama kampı görüntüsü vermeye başlamıştır. Kış koşulları ile birlikte yaşanan elektrik ve su kesintileri, yaşamı dayanılmaz hale getirmiştir.
Eğitim, sağlık, ulaşım ve sosyal hizmetler nitelikli ve erişilebilir olmaktan uzak olup salgın hastalıklar olağan hale gelmiştir.
Kadın emekçiler artan bakım yükü ve sosyal destek mekanizmalarının yokluğu nedeniyle çalışma yaşamından kopma riskiyle karşı karşıyadır. Çocuk yoksulluğu derinleşmiş, çocuk işçiliği yaygınlaşmıştır.
Evler ve yaşam alanları, zeytinlikler kamulaştırılmış, müteahhitlere peşkeş çekilmiş, güvenli barınma hakkı yok sayılmıştır.
Depremden Sonra Değil, Hemen Şimdi!
Afetlere hazırlık piyasanın değil, kamunun görevidir. Barınma hakkı bir lütuf ya da sadaka değil, temel bir insan hakkıdır.
Aradan geçen üç yıla rağmen iktidar, deprem gerçeğiyle yüzleşmek yerine açılış şovlarıyla, yetersiz TOKİ projeleriyle yetinmektedir. Devasa şantiye alanlarına dönüşen kentler ve mahallelerde temiz hava hakkı gasp edilmekte, asbest ve ağır metal kirliliği nedeniyle halk sağlığı sorunları belirgin biçimde artış göstermektedir.
Evin büyüklüğüne ve kullanılan test yöntemine göre değişse de basit ve kısa deprem dayanıklılık / risk raporlarının maliyeti 5.000 – 20.000 TL, detaylı sağlamlık ve beton testlerini içeren raporların maliyeti 15.000 – 100.000 TL ve üzeridir. Binanın sıkıntılı çıkması durumunda güvenli kiralık bir eve çıkmak günümüz koşullarında emlak parası, depozito, bir aylık peşin kira, nakliye, onarım gibi zorunlu harcamalarla minimum 150.000-200.000 TL’dir. Asgari ücretin açlık sınırlarının altında kaldığı, yoksulluğun memleketin olağanı haline geldiği günümüz koşullarında ortalama geliri olanlar dahi bu masrafı karşılayamadığı için deprem risk raporlarını alamamaktadır.
Taleplerimiz Açıktır:
Tüm kamu binaları (okullar, hastaneler, yurtlar, adliyeler, hizmet binaları vb.) acilen, bağımsız ve bilimsel ölçütlerle denetlenmeli, depreme dayanıksız olduğu tespit edilen yapılar derhal boşaltılmalı, güçlendirme ve yenileme işlemleri gecikmeksizin yapılmalıdır.
Özellikle deprem bölgesi olan illerde deprem risk raporları ve kontroller kamu tarafından gerçekleştirilmeli ve tek evi olanlara güçlendirme teşviği sağlanmalıdır.
Piyasacı, rantçı yaklaşım reddedilmelidir.
Güvenli barınma, güvenli çalışma ve yaşam hakkı herkes için güvence altına alınmalı, kalıcı ve ücretsiz barınma sağlanmalı; imar afları tümüyle kaldırılmalıdır. Kamusal ve bilimsel denetim esas alınmalıdır.
Kentsel dönüşüm ile yeni rant projelerine yol açan “rezerv alan”, “acele kamulaştırma” vb. uygulamalara son verilmeli, dönüşüm gerektiğinde kamu her açıdan yükümlülük üstlenmeli ve yerindelik esas olmalıdır.
Deprem vergileri amacına uygun olarak ve toplumsal yarar doğrultusunda kullanılmalıdır.
Bilim çevreleri ve emek-meslek örgütlerinin katılımıyla kapsamlı ve bağlayıcı bir Deprem Kanunu hazırlanmalıdır.
Afet yönetimi, meslek örgütleri, sendikalar ve yerel halkın katılımıyla demokratik biçimde yeniden yapılandırılmalıdır.
DEPREM DEĞİL İHMAL ÖLDÜRDÜ!
GERÇEK SORUMLULAR HESAP VERMELİDİR!
.